Basında Biz

Ankara’daki ‘Ambalaj Zirvesi’ sektör için ‘pusula’ya dönüştü

Ankara’daki ambalaj atıkları zirvesine, İstanbul, Ankara, İzmir’in yanı sıra Edirne’den Gaziantep’e, Adana’dan Bursa’ya Kayseri’den Antalya’ya, Bursa’dan Elazığ’a, Eskişehir’den Hatay’a, Türkiye’nin birçok bölgesinden çok sayıda sektörle ilgili belediye, TAT firması, kurum ve kuruluş temsilcileri katıldı. Zirvede sektörün geleceğine yönelik çok ciddi mesajlar verildi.
 

Çevre ve Orman Bakanlığı, Çevre Yönetimi Genel Müdürlüğü’nün çeşitli kesimlerin görüşlerini alarak hazırlamış olduğu Ambalaj Atıklarının Kontrolü Yönetmeliği Taslağı, ilgili tüm tarafların görüşüne2010 yılının son çeyreğinde sunulmuştu. Söz konusu taslak yönetmeliğin, ilgili tüm tarafların katılımıyla değerlendirilmesi ve konuya ilişkin bilgi ve tecrübelerin kamuoyu ile bir kez daha paylaşılarak nihai yönetmeliğin günümüzün gerçeklerine uygun hale getirilerek hazırlanmasına katkı sağlamak amacıyla; Recycling INDUSTRY Dergisi, Türkiye Çevre Koruma Vakfı (TÜÇEV), Dönüşebilen Ambalaj Malzemeleri Toplayıcı ve Ayırıcıları Derneği (TÜDAM), Geri Kazanım Sanayicileri Derneği (GEKSANDER) ve Tüketici ve Çevre Eğitim Vakfı (TÜKÇEV) işbirliğiyle bir panel düzenlendi. Ticaret Odası (ATO) Konferans Salonu’nda gerçekleştirilen panelin açış konuşmasını Çevre ve Orman Bakanlığı Çevre Yönetimi Genel Müdürü Prof. Dr. Cumali Kınacı yaptı. Moderatörlüğünü, İTÜ İnşaat Fakültesi Çevre Mühendisliği Bölümü Öğretim Üyesi Prof. Dr. İzzet Öztürk'ün üstlendiği panelde, Marmara Belediyeler Birliği (MBB) Çevre Yönetim Merkezi Direktörü Aynur Acar, TBMM Çevre Komisyonu Başkanvekili Prof. Dr. Mustafa ÖZTÜRK, Çevre ve Orman Bakanlığı Çevre Yönetimi Genel Müdürlüğü Atık Yönetimi Daire Başkanı Mahir Erdem, TÜKÇEV Yönetim Kurulu Başkanı Beyhan Aslan ve TÜDAM Yönetim Kurulu Başkanı Ekrem Demircioğlu konuşmacı olarak katıldı.

Çevre ve Orman Bakanlığı Çevre Yönetimi Genel Müdürü Prof. Dr. Cumali Kınacı: “Çok tartışmalı bir konu olan Ambalaj Atıklarının Kontrolü Yönetmeliği bizi ve kurumumuzu uzun süredir meşgul etmektedir. Bu yönetmelik taslak çalışması, ambalaj, toplama ayırma, geri kazanım sektörleri ve yerel yönetimleri doğrudan ilgilendirmektedir. Bu yönetmelik, çok yönlü bir alandır. Dolayısıyla bunun olgunlaşması ve ortak bir noktaya gelmesi de zaman almıştır. Yönetmeliğin daha etkin uygulanabilmesi ve ilgili tüm tarafların yükümlülüklerini yerine getirmelerinin sağlanması için Yönetmelik değişikliğine ihtiyaç olduğu ortaya çıkmıştır. Gerek kurum/ kuruluşlardan gelen görüşlerin değerlendirilmesi gerek gelen görüşler doğrultusunda ilgili taraflarla yapılan çeşitli toplantılar; Yönetmeliğin birçok maddesini etkilemiş ve 42 madde ve6 ekten oluşan mevcut Yönetmelik 38 madde ve 8 ek olarak değişmiştir. Bundan dolayı Yönetmeliğin yeniden yayınlanması ihtiyacı ortaya çıkmıştır. Bu taslak Yönetmelikte öncelikle komisyon çalışmalarında da dile getirilen piyasaya süren işletmelerin kayıt altına alınması konusunda bir düzenleme yapılmıştır. Ambalaj atıklarının kaynağında ayrı toplanması çok büyük maliyetler getirmektedir. Bakanlığımız kayıtlarında ürünlerini ambalajlı olarak piyasaya süren işletmelerin sayısının halen çok düşük olması, kaynakta ayrı toplama çalışmalarına aktarılacak maddi ve ayni destekleri sınırlandırmakta aynı zamanda da haksız rekabete neden olmaktadır. Bu çerçevede taslak Yönetmelikte; kayıt dışında olan ancak kod numarası ve internet erişim şifresi alarak, kayıt altına giren ve faaliyette olduğu yıllara ait bildirimlerini yapan veya geçmiş yıllara ait eksik bildirimlerini tamamlayan işletmelere yönelik cezai işlem uygulanmaması öngörülmüştür. Bunun yanı sıra mevcut Yönetmelikte 2010 yılında toplanan ambalaj atıklarının lisanslı geri dönüşüm tesislerine verilme zorunluluğunun bulunması; özellikle metal ambalaj atıklarının geri dönüşümü konusunda lisanslı tesis bulunmamasından dolayı metal ambalaj atıklarının belgelendirilmesi konusunda sıkıntılar yaratmıştır. Bildiğiniz gibi 2010 yılında metal ambalaj atıklarını geri dönüştüren lisanslı işletme bulunmadığından metal ambalaj atıkları konusunda belgelendirme yapılamamıştır. Bu sorunun çözümü amacıyla da geri dönüşüm tesislerini sağlaması gereken kriterlerde değişiklik yapılmış ve ambalaj atıklarını parçalayan kıran, presleme hariç boyutlarını küçültmek suretiyle kalitesini ve yoğunluğunu arttıran, ergiten ve benzeri işlemler uygulayan tesislerin geri dönüşüm/geri kazanım tesisi lisansı alabilmelerine imkan tanımıştır. Ambalaj türleri özelinde bir ayrım yapılmaması için de taslak Yönetmelikte, 2010 yılında belgelendirme yükümlülüğünü yerine getiremeyen ekonomik işletmelere toplamadıkları ambalaj miktarlarına ilave edilen yüzde 10’luk artış uygulanmayacağı konusunda düzenleme yapılmıştır. 

Çevre ve Orman Bakanlığı Çevre Yönetimi Genel Müdürlüğü Atık Yönetimi Daire Başkanı Mahir Erdem: “Bu yönetmeliği önümüzdeki haftalarda yayınlamak istiyoruz. Gelen her görüşü dikkate aldık. İnanın sokak toplayıcılarına kadar, herkesle görüştük. Hiçbir yönetmelikte bu kadar detaylı bir çalışma yapmadık. Bunun nedeni de yönetmelik bünyesinde rol alan aktörlerin çok fazla olmasıdır. Bu aktörler için ortak bir yol bulmak hakikaten çok zor. Bir kısım az mutlu olacak, bir kısım az üzülecek. Bu şekilde ortak bir noktayı bulmak durumundayız. “Üretici sorumluluğuna dayalı atıkların yönetimindeki esas ilke, aslında atığı en aza indirmek, minimum hale getirmek ve bunların geri kazanımını sağlamaktır. Bertarafı dahi telaffuz etmek istemiyoruz. Geri kazanım, yeniden ekonomiye döndürme ve piyasaya sürme en kötü ihtimal ise enerji geri kazanım konusundaki çalışmalarımızı sürdürüyoruz. Bu yönetim sistemi içerisinde de, bu malzemeleri piyasaya süren üreticilerin de aktif rol almasını, gerektiğinde sistemin kurulmasında ciddi çalışmalar yapmasını ve masraflara ortak olmasını istiyoruz. Ambalaj Atıklarının Kontrolü Yönetmeliği de bu mantıkla, bu felsefeyle hazırlanmış bir yönetmeliktir. Sektörde sıkıntılar belli konularda odaklanıyor. Örneğin, piyasaya sürenlerin kayıt altına alınamaması konusu… Bu durum, yönetmeliği dolaylı olarak olumsuz etkiliyor. Elimizde sağlıklı veriler olmamakla birlikte biliyoruz ki konutlardan çıkan ve belediye depolama sahalarına giden atıkların içindeki ambalaj atıklarının oranı ortalama yüzde 20’dir. Diğer geri kazanılabilir atıklarla birlikte bu oran yüzde 30’lara çıkıyor. Dolayısıyla ülkemizde her yıl yaklaşık 5 milyon ton ambalaj atığı ortaya çıkıyor ve bunun da yönetilmesi gerekiyor ama piyasaya sürenlerin bilgisine baktığımızda piyasaya sürenlerden gelen, 2010 yılındaki rakam 2.5 milyon ton civarında.. Piyasaya sürenlerden gelen rakam 2,5 milyon ton ama atık olarak çıkan 4,5 milyon ton. Demek ki piyasaya süren sayısında ciddi bir eksiklik var. 10 bin 500 tane piyasaya süren kayıt altına alındı fakat bu rakamın 60–70 binlere çıkması gerekiyor ki gerçek rakamlara yaklaşabilelim… Türkiye genelinde bütün belediyelerde maalesef toplama sistemleri kurulması konusunda sıkıntılar yaşanıyor. Özellikle büyük belediyelerde, sanayilerin veya ticarethanelerin yoğun olduğu belediyelerde bu altyapı kurulabildi ama buna rağmen 263 belediyenin ambalaj atığı yönetim planı onaylandı. Bu da yaklaşık 35milyon nüfus demektir. Ama yönetim planın olmadığı belediye sayısı çok fazla… Bunu yaygınlaştırmak için formüller geliştirmek lazım. Biz bakanlık olarak çıkardığımız genelgelerle ve uygulamalarla bunu sağlamaya çalışıyoruz. Özellikle geçtiğimiz yıl çıkardığımız bir genelgeyle, belediyelerin atıkları entegre düşünmelerini dolayısıyla konutlardan çıkan tüm atık türlerini yönetecek şekilde planlarını hazırlamalarını istedik ve bu yıl Mayıs ayına kadar süre verdik. Şu anda belediyelerin çalışmaları nasıl gidiyor bilmiyorum ama bir de uyarı yazısı yazdık. Umarım bu süreci verimli biçimde değerlendirirler. Çünkü sorunumuz sadece ambalaj atığı ya da mutfak atığı değil, konutlardan kaynaklanan bitkisel yağ, pil, elektronik eşya, tehlike arzeden diğer atıkların yönetimini de bütüncül olarak ele almak gerektiğini kendilerine hatırlattık… Sadece ambalaj atıklarıyla ilgili değil, tüm atıklara bütüncül bir yaklaşım sergileyerek entegre çözüm arayışlarına girmemiz gerekiyor. 3 bine yakın belediye ile bu atıkların yönetimini sağlamak mümkün değil. Bunları bir şekilde yönetmeliklerimizle disiplin altına almamızın imkansız olduğunu biz de biliyoruz. Belediyeler bu sonuçları dikkate alıp kendilerini rehabilite etmiş olsalardı, bugün konuştuğumuz pek çok konuyu da konuşmuyor olacaktık… Ambalaj atıklarının toplanmasına yönelik hazırlanan sistem, 3 bin belediyeyi 140 belediye birliği üzerinden götürecek şekilde tasarlandı. Belediyelere bu konularda özel sektörden hizmet alımı yapması konusunda tavsiyede bulunduk. Bu kapsamda Çevre Temizlik Vergisi dışında belediyelere mali destek sağlanması için Çevre Kanunu’na dayandırılarak Tarifeler Yönetmeliği yayınlandı. Dolayısıyla belediye negatif değerde olan atıkların yönetimini yaparken bu vergiyi kullandığı gibi eksik hususları da tarifeler yönetmeliği aracılığıyla tamamlayabilir. Almanya Çevre Bakanlığı’yla bir toplantıda bir araya geldik. ‘Biz sadece politika üretiyoruz dediler. Bizim lisansla, denetimle, işimiz yok. Onları ajans yapıyor, binlerce ordu var’ dediler. Ajanstan gelen bilgiler doğrultusunda politikalar oluşturuyorlar. Biz dönüp kendi halimize bakıyoruz. Politika, strateji oluşturacağız, denetim yapacağız; izin vereceğiz, her bir işi biz yapacağız. Bundan da iyi bir sonuç bekleyeceğiz, bu da mümkün değil. Bu yüzden Çevre Ajansı’nın kurulması; izin ve denetim ordusunun oluşturulması lazım”

TBMM Çevre Komisyonu Başkanvekili Prof. Dr. Mustafa Öztürk: “Çevre ve Orman Bakanlığı, mevzuatı kesinlikle, tüm yükümlülüğü kesinlikle Yetkilendirilmiş Kuruluş üzerine alacak şekilde düzenlemelidir. Toplanması, taşınması, bertarafı, geri kazanılması vs dahil olmak üzere bunun bir maddi sorumlusu olmalı. Maddi sorumlusu olmadığı sürece bu atıkların kaynakta ayrı toplanması mümkün değildir. İkincisi, Çevre Bakanlığı, AB normlarında, çok güçlü bir yapıya dönüştürülmelidir. İngiltere’de sadece Çevre Ajansı’nda 17 bin insan çalışıyor! Çevre Bakanlığımızda ise 1500 kişi çalışıyor! Çevre Bakanlığı’nın kesinlikle Çevre Ajansı’nı kurarak bu konuda güçlü, donanımlı bir yapıya kavuşmalıdır. Çevre Bakanlığı, güvene dayalı belgeyi vermeli ama gerekirse derhal iptal de etmeli ve o firmaya sektörde bir kez daha yaşama şansı tanımamalıdır. Çevre Bakanlığı merkezde çalışmamalıdır. Çevre Bakanlığı artık Ankara’da oturarak mevzuat düzenleyemez. Taşraya inecek, bir ilimizde modern bir çöp depolama alanı kurulmuş, yanına da çok modern bir ambalaj atığı geri kazanım tesisi kurulmuş. Ama bu tesisin sadece balyalama ünitesi çalışıyor! İlgili Çevre İl Müdürü’nü arıyorum, ben arayınca o tesisin çalışmadığını öğreniyor! Çevre Bakanlığı henüz yerelleşemedi. Sokaklardaki çöp konteynırlarını kaldırmadığımız sürece, sokak toplamaları sürdüğü müddetçe, şehirlerde ambalaj atıklarını toplamanız mümkün değil. Önce sokaklardaki çöp konteynırları evlere, işyerlerine girmelidir. Ambalaj atıklarının sahibi belediyeler değildir. Kim, piyasaya sürenler..Tanıtımı doğru koyacağız. O zaman bütün yükümlülükler kimin üzerinden yürüyecek? Piyasa sürenlerin üzerinden… Toplaması, taşınması, ayrıştırılması, piyasaya sürenler ve TAT lisanslı firmalar üzerinden yürüyecek… Belediye bu tesislere yer gösterecek. Çevre ve Orman Bakanlığı, ‘ben bu işi 3 bin belediye ile yapamam’ diyecek… Zaten bir çok belediyenin imkanları da yok. Nüfusu 50 bin olan bir ilçenin çevreyle ilgili bir tek elemanı bile yok. Ama siz o belediyeden atık yönetim planı istiyorsunuz! Alıyor birisinden, değiştirip size gönderiyorlar. Bunlarla oyalanmayın. Bu yüzden pilot geri dönüşüm tesisleri kurulmalıdır. Bu tesisler sadece ambalaj atıklarını değil, kullanılmış yağları da toplayacak. Pil ve aküler de toplanacak. Entegre tesisler olacak. Belediyeler çöp koyternırlarının yerine ambalaj atıklarına yönelik modern koyteynırlar yerleştirecek. Öyle saldım çayıra, mevlam kayıra tesislerle bu işler yürümez. 500 bin nüfusa göre modern tesisler kurulmalıdır. Bu tesislerde ayrıca atık pillerin, akülerin, bitkisel atık yağların da değerlendirilmesi, tesislerin kapasitelerinin buna göre belirlenmesi gerektiği kanaatindeyim. Çünkü evlerimizde, işyerlerimizde bunların hepsi oluşuyor. Bu tesisler izni belediyelerden almalı, Çevre Bakanlığı ise bu tesisleri sıkça denetlemelidir. TAT firmaları sağdan soldan atık toplamamalı. Buna Avrupa’daki gibi keskin çözümler bulmalıyız. Biz hurdacılıktan kurtulmadığımız, çevre sanayi sektörüne geçmediğimiz müddetçe bu işler devam eder. Hurdacılığı kaldıracağız. Atık sanayi sektörü oluşacak. Herkes hesabını buna göre yapacak. Belediyeler TAT firmalarının kuracağı tesislerle 3 yıllığına değil, 30 yıllığına sözleşme yapacak. Atıklara bir sektör gibi bakmadığımız müddetçe oyalanır, dururuz. Bakanlığa sesleniyorum, gelin atık sanayi sektörünü bu mevzuatlarda oluşturalım. YK’lar çoğalmalı, tekelleşmemeli. Çünkü tekelleşme sıkıntı doğuruyor, doğurdu da… Çoğalmalı, bana göre birkaç tane olmalı. Ayrıca artık TAT firmaları da müzakere süreçlerinde, Çevre Bakanlığı’nın mevzuatında etkin bir rol almalı. Bakanlık, bu konulardaki çalışmalarında TAT firmalarıyla da aynı masaya oturmalıdır. Piyasaya sürenlere ve TAT firmalarına, ‘arazide, şehirde ambalaj atıklarını nasıl ayrı topladığını kapasitenle birlikte belgele’ dediğimde belgeleyebilir mi? Yemin ediyorum, yüzde 5’i geçmez! Şu anda toplanan ambalaj atığının çoğu, ya kaynakta firmalardan alınıyor ya da vahşi şekilde ayrı toplanıyor. Türkiye’de, AB normlarında ambalaj atığı toplama sistemi bana göre yüzde 5’i geçmez. O zaman bedelsiz verilsin olayının yanında ‘arkadaş nerede senin sistemin, ben senin sistemini görmek istiyorum, piyasaya sürenlerden de TAT firmalarından da isterim, bunları veremiyorsa, kusura bakma hiçbir atığını kabul etmiyorum’ derim. Zorlama getiririm. O zaman bakın nasıl havalara çıkar, kaynakta ayrı toplama… Herkes tıkır tıkır ambalaj atığını toplar! 

TÜKÇEV Yönetim Kurulu Başkanı Beyhan Aslan: “Her platformda da altını çizdiğim gibi, çevrenin en büyük düşmanı, eğitilmemiş halk kitleleridir. Sürdürülebilir çevreyi, sürdürülebilir ekonomiyi ve sürdürülebilir yaşamı birlikte ele alıp, paralel düşünmek, insanlığın doğası gereğidir. Çünkü teknolojik gelişmeler, refah düzeyinin artışı, tüketimin artışı, ambalaj atıklarının artışına neden olduğu gibi; diğer unsurlarıyla dünyayı kirleten en ciddi unsurları ortaya koymaktadır. Öyleyse kuruluşların, sektörün her ayağının çevrenin korunması konusunda heyecan duyması lazım. Gönüllülük esasıyla güzel şeyler yapılıyor ama sektör çok güçlenmelidir. Sektör sanayi halini almalıdır. Yani TAT tesisleri, geri dönüşüm tesislerine her türlü katkı yapılmalı ve sektör çok ciddi olarak hem para kazanmalı hem de çevreye çok ciddi katkılarda bulunmalıdır. Ben bu sektörün öncelikle güçlenmesinden yanayım. Çünkü güçlenmediği taktirde, sadece gönüllülük esasıyla bu meseleleri çözemeyeceğimize inanıyorum. Ambalaj Atıklarının Kontrolü Yönetmelik Taslağı’yla ilgili bu panel final olsun ve yönetmelik bir an önce yayınlansın.. Çünkü hiçbir kanun ve yönetmelik tam mükemmel değildir. Eğer uygulama ile mevzuat arasında bir çelişki olursa, zamanla elbette değişecektir. Çok mükemmellik ararsak, tüm sektörlerin yüzünü güldürecek bir yönetmelik yapmaya kalkarsak, biz bu konuyu daha çok tartışırız. Bu nedenle yönetmeliğin bir an önce çıkarılmasından yanayım. Ama yönetmeliğin çıkmasından çok uygulaması çok önemlidir. Bunun için de altyapının sağlam olması gerekir. Altyapının sağlamlığı konusunda çok ciddi endişelerim, tenkitlerim var. Öncelikle çevre işi bakanlığımızın şefliğinde; diğer kamu kurumlarımızın katılımıyla ancak uygulama alanı bulabilir. Sanayi ve Ticaret Bakanlığımız, Odalar, eğer piyasaya sürenleri uyarmıyor, kayıtsız kalıyorsa, İller Bankası belediyelere finansman vermiyorsa, DPT planlamalarını çevre konusunda özenli yapmıyorsa, TÜİK sağlıklı verileri Çevre ve Orman Bakanlığı’na vermiyorsa, güncellemiyorsa, TSE standardizasyonu sağlamıyorsa, İçişleri Bakanlığı TAT firmaları ile piyasaya sürenleri karşı karşıya getiriyorsa sorunlar çözülemez. TAT firmalarından ‘hurdacılar beni bıçakla kovaladı, korktum, kaçtım!’ şikâyetlerini duyuyorum. İçişleri Bakanlığımız bunlarla ilgili tedbirlerini, önlemlerini almazsa, yine vergilendirme konusunda Maliye Bakanlığı çok ciddi tedbirler almayıp, bu sektörün önünü açmazsa, o zaman Çevre ve Orman Bakanlığı ne yapacak? Kamu kurumları arasındaki koordinasyonun çok ciddi biçimde sağlanması lazım. Bunlar olmazsa, teori güzel olsa bile uygulamada ciddi sorunlar ortaya çıkar… Metal konusunda lisanslı hiçbir kuruluşumuz yok, cam konusunda sıkıntılar var, YK’lara bir hedef verdiniz, altyapı olmazsa biz nasıl hedeflerimizi tutturacağız. Piyasaya sürenler, metalimi ne yapacağım diyor, cevap veremiyoruz, iş sürüncemede kalıyor. Bu yüzden altyapı konusunda ciddi endişelerim var. Türkiye’de odalara kayıtlı 70 bin firma var ama YK’larla sadece 1200 firma sözleşme imzalamış. Kayıtlı firmaların da sadece 7 bin 500’ü lisanslı kuruluşlarımızla çalışıyor, kayıt dışı piyasaya sürenlerin çok ciddi biçimde kayıt altına alınması gerekiyor. Denetleme ve izlemelerin de direkt olarak bakanlık merkezinden yapılması taraftarıyım. Kayıt dışı firmaların kayıt içine alınması şarttır. Kayıt dışı firmalar, ‘siz nerden geldiniz!’ diyerek YK’ları kendisine yük yükleyen bir unsur olarak görüyor. Her belediye de mükemmel değil; TAT’lardan aşırı taleplerde bulunuyor. Bunlar da birer gerçek… Bu sorunları ahlaki bir yapı içinde de çözmemiz lazım. Yoksa işin içinden çıkamayız. Yönetmelikle ilgili tenkit ettiğimiz ama çok müspet noktalar da var. Sanayi kuruluşları eğer atıklarını ihale yoluyla piyasaya sürenlere ihale etmeye başlarsa, o zaman lisanslı TAT firmaları evsel atık toplamama ne gerek var diyecek. Maliyeti yüksek, çok uğraşlı, hurdacılar da belalı, giderim, sanayiye, ihaleye girerim atığımı alırım’ diyecek. Peki şimdi bu çevreye hizmet mi? O zaman belediyeler de bir yana gidecek, evsel atıklar da toplanmayacak ve ciddi sıkıntılar oluşacak. Türkiye genelinde kamu ve özel sektör tarafından, kooperatifler tarafından toplu konutlar, siteler yapılıyor. Bu siteler, konutlar yapılırken, otoparklar, oyun alanları, parklar düşünülüyor ama atık yönetimi konusunda hiçbir adım atılmıyor. Bunun için belirli sayıyı geçen konutlarda, inşaatlarda atık yönetim planı mutlaka olmalıdır. Atığını ne yapacaksın diye sormak gerekiyor. İmar ve İskan Bakanlığı ile temasa geçerek, kesinlikle atık yönetim planı istenmelidir. Böylece konteynırların, kumbaraların da birer sahibi olacaktır. Her apartmanın bir kumbarası olmalıdır. Böylece hem maliyetler düşer, toplama oranları artar. Ayrıca inşaat ruhsatları verilirken Çevre mühendislerinden de imza alınmalıdır. Çevre Mühendisi, o inşaatın atık yönetim planı uygundur demediği müddetçe inşaat ruhsatının verilmemesi gerekir. Daha etkin kaynağında ayrı toplama için kapıcıları da eğitmemiz gerekiyor. Eğitim konusunda ilköğretim okullarına ağırlık vermemiz lazım ama ilköğretim öğretmenlerimizi kurslarla çevreci yapamayacağımıza göre çevre derslerinin müfredata alınmalı ve çevre mühendisleri pedagojik eğitim almalı ve çevre derslerine onlar girmelidir.”

TÜDAM Yönetim Kurulu Başkanı Ekrem Demircioğlu: “Biz TÜDAM olarak bu yönetmeliğin değişmesi gerektiğini başından beri bakanlığımızla görüştük. Her seferinde bizi dinlediler ve dikkate aldıklarını düşünüyoruz. Bu paneldeki görüşlerimizin de dikkate alınacağını umuyoruz. Mevcut taslak yönetmelikle ilgili TÜDAM adına görüşlerimizi paylaşmak isterim; öncelikle 2872 sayılı Çevre Kanunu varsa ve kanunları TBMM yapıyorsa, bu kanun hala geçerliyse yönetmeliğinizin de bu kanun çerçevesinde olması esas alınmalıdır. Bu nedenle bu yönetmeliğin, kaynakta ayrı toplamanın hedef alındığı ve kirleten öder prensibinin ilgili kanunda yazdığı müddetçe esas alınması lazım geldiğine inanıyoruz. Buradan hareketle baktığımızda TAT lisanslı firmalar topladığı atıkları bakanlığa bildiriyorlar. TAT’lar, 3 milyon 3 bin ton ambalaj atığını toplayıp geri dönüşüme verdiğini bakanlığa bildirmiş durumda… Türkiye’deki bütün piyasaya sürenlerin kayıt altına alınamaması halinde sistemin yaşadığı sorunların kolayca çözülebileceği kanısını taşımıyoruz. Bu sistem olmasa dahi, bu sistem olmadan da bugün toplanan miktarlar zaten toplanıyordu, bu sistemi kurarak gelişmesinde arzu edilen şey, vahşi toplamanın önüne geçmekti. Kayıt altında olan rakam az ise, sanayiden ve endüstriden toplanan ambalaj atıkları da çoksa, o zaman kayıt altında olanların elinin altında 3 milyon 300 bin ton karşılığı belge varsa bunu bu şekilde finanse etmezsiniz. Eğer bu belgelendirmenin Türkiye’nin her köşesine yayılsın istiyorsanız, her belediye bu işleri yapsın istiyorsak ki bugün 3 bine yakın belediyenin 300’ünde tedbirler var, yani yüzde10’unda, niye? 2700 tanesinde yeterli sanayi, endüstri yok, bedelsiz alacağınız kaynak yok. Bu yüzden kimse gidip o belediyelerin kapısını çalıp bana buradan iş verin, ben geleyim toplayayım demiyor. O zaman vahşi depolamanın önüne geçmek istiyorsanız, belgelendirmeyi endüstriyelden değil, kapı toplamadan yapmayı esas alırsınız. İnsanlar ister istemez kapı toplamasına yönelir, bu da prensipte kirleten öder prensibine giriyorsa, kim kirletiyorsa öder, YK da piyasadan toplattığı TAT firmalarına ya da belediyelere öder… Eğer bu işin mutfağında çalışacak olan ben isem, TAT’çı olarak, belediyelerin yönetim planında olmalıyım, piyasaya süren ile birlikte benim de imzam olmalı. Ama mevcut taslakta dikkatimizi çeken bir diğer konu da, ‘TAT’ların ‘AT’lara dönüştürülmesidir. Çünkü belediye toplamayı istediğine yaptırabilecek, biz de mademki biz bu sisteme bunca yıl emek verdik, bu sisteme para yatırdık, bu sisteme tecrübe kazandırdık, o zaman Amerika’yı yeniden keşfetmemize gerek yok. Bu yönetmeliğin içinde belediyeler, piyasaya sürenlerle beraber, toplama işini kendi seçeceği bir TAT firmasına yaptırmak zorunda olsun. Pili istediğine yaptıramıyor, ambalajı da istediğine yaptıramasın… Biz gittiğimiz yerde her ambalaj atığını almak zorundayız ama taslak yönetmelikte geri dönüşüm tesisleri istedikleri sanayi kuruluşuyla TAT’çı olmadan alabilir diye bir maddedir. Geri dönüşüm tesisi, tek konuda ihtisaslaşmış bir müessese… O sadece kendi istediği bölümü alabilecek, TAT’çı ise hepsini almak zorunda kalacak. Burada rekabet hukuku yönünden de bir terslik var ayrıca sistemin bütünlüğünün bozulması yönünden de bir risk var… O nedenle geri dönüşüm tesisi bir sanayi kuruluşundan bir malı almak istiyorsa, gitsin bir de TAT lisansı alsın, ama eğer GDT tesisinin TAT lisansı yoksa TAT’çılar topladığı atıkları GDT’ye vermek zorundaysa, GDT de bütün bunları TAT’çıdan almak mecburiyetinde kalsın… Ambalaj atıklarının yakılmasını çok fazla ön plana çıkarırsak, kalorifik değeri açısından ambalaj atıkları en yüksek değere sahip atıklar, o zaman bugüne kadarki çalışmalarımızın hepsi boşa gider, o zaman hepsini çöpe atalım, çöpten de gidip yakma tesislerine dökülsün, bu iş bitsin, biz burada konuşmayalım, herkes de gidip yapabileceği başka bir işi yapsın, olsun, bitsin! Eğer Türkiye’de ambalaj atıklarını değerlendirmek istiyorsak, buna dikkat etmek lazım. “Çöp arabası günün her saatinde her yere girebiliyor ama TAT lisanslı bir firma anlaşma yaptığı belediye sınırları dahilinde belirli saatlerde toplama yapabiliyor. Bu nedenle, masraflarımıza bile ekleyemediğimiz trafik cezaları yüzünden toplama maliyetlerini artırıyor. Dolayısıyla ambalaj atığını daha yoğun ve daha uygun maliyetlerle toplayabilmemiz için TAT firması araçlarının çalışma saatlerine yönelik özel izinler verilmesini öneriyoruz. Ayrıca TAT firmalarında çalışan personellere yönelik, sigorta gibi konularda bazı muafiyetler getirilmesi gerekiyor. TAT’çılar olarak buna benzer sorunların altından nasıl kalkacağız” 

Marmara Belediyeler Birliği Çevre Yönetim Merkezi Direktörü Aynur Acar:“Hizmet kalitesinin beklendiği yer belediye ama yönetmelikte belediyelerin yeterince dikkate alınmadığını görüyoruz. Bu yüzden birliğimize üye belediyelerde yaptığımız toplantılarda memnuniyetsizlikler öne çıktı. Oysa uygulayıcılar yani belediyeler, sahanın içinde cebelleşiyor, birebir halkla, il müdürlüklerinin temsilcileriyle, TAT firmalarıyla, YK’larla yani birçok tarafla muhatap oluyor. Bu yüzden belediyelerin görüş ve beklentilerinin yönetmelikte daha çok dikkate alınması gerekiyor. Sonuç olarak yeni sistemin temel unsurlarından biri yetkilendirilmiş kuruluşlardır. Pratikte piyasaya sürenlerin tamamına yakınının yükümlülüklerinin gereğini, zaten yetersiz çalışan bir yetkilendirilmiş kuruluşa üye olarak yerine getirme yolunu tercih edeceğini düşünüyoruz. Yetkilendirilmiş Kuruluşların sayısındaki artış sonrası, sistemin başarısının bu kuruluşların çalışma verimliliği ile doğru orantılı olarak gerçekleşeceğine inanıyoruz. Ancak yetkilendirilmiş kuruluş sayısının ve bunların yurt genelinde yaygınlıklarının arttırılması için belli bir süreye ihtiyaç duyulacaktır. Henüz sistemin finansmanının ne şekilde sağlanacağı tam bir netlik kazanmamışken, taslak yönetmelikte getirildiği gibi sistemin sürdürülebilirliğini olumsuz yönde etkileyecek unsurların gündeme gelmesi, dünyanın sağladığı başarı seviyelerine uzaktan bakmaya neden olacak gelişmeleri kısa sürede önümüze koymuş olacaktır. Yetkilendirilmiş kuruluş olma yönünde talebi bulunanların planlama ve gerekli altyapı çalışmalarını hangi öngörüye dayalı olarak gerçekleştirecekleri birer soru işareti olarak karşımıza çıkmaktadır. Bu nedenlerle öncelikle piyasaya süren sayıları arttırılmalı, Yetkilendirilmiş Kuruluş kriterleri detaylıca netleştirilmeli, birçok Yetkilendirilmiş Kuruluş oluşturulması sağlanmalı, sonrasında Belediye-Yetkilendirilmiş Kuruluş ve Çevre lisanslı toplama ayırma tesisleri arasındaki idari ve mali yapılanma sistemi kurulduktan (sistem finansmanı sağlandıktan) sonra Taslak Yönetmelik uygulanmalıdır. Yukarı da belirtilen belirsizlikler giderilmediği takdirde, mevcut sistemdeki uygulamanın sanayi-evsel ayrımı yapılmadan uygulanması ve bedelsiz atık alımının kararlı bir şekilde yürütülmesi en mantıklı sonuçtur. Ancak unutulmaması gereken en önemli nokta; sistemin her aşamasında kararlı ve sağlıklı bir denetim mekanizmasının oluşturulması ve sistemin kontrol altında tutulması gerekliliğidir.”